27 Ağustos 2014 Çarşamba

HOROZ DÖVÜŞÜ PROJESİ


Kültür Bakanlığı’nın edebiyat eserlerini destek projesi, daha ilk adımında sendeledi, dedikoduların odağına düştü. Nerden mi biliyorum, çünkü ben de bu projeden dedikodular sayesinde (!) haberdar oldum. Meseleyi anlamak maksadıyla projeyi bakanlık sitesinden inceledim. Oldukça da başarılı buldum. Kültürel desteklerin artması açısından umut verici. Belki de bu proje, Batılı ülkelerde makale boyutunda ciddi metinler üreten yazarlara verildiğini duyduğumuz maaş uygulamasının da kapısını aralayacaktı. Birçok yazardan duymuşumdur: “Bakanlık çalışmalarımızı desteklemiyor.” Desteklediğinde ise niye ona var, bana yok, çığırtkanlığı başlıyor. Bunun önünü almak, herkesi memnun etmek mümkün değil; fakat işin daha başındayken bakanlık, kimi çözümler geliştirebilirdi. Bir defa benim gibi edebiyatın merkezindeki bir isim bile haberdar olamamış bu projeden; dergi, gazete ve internetteki kimi sitenin kültür sayfası aracılığıyla –tv’leri saymıyorum bile- iyi bir şekilde duyurusu yapılabilirdi projenin, gizli ihaleler gibi organize edilmesi haklı tepkilere yol açtı. Kim ne derse desin, bu proje gözlerden kaçırılmaya çalışılmıştır. Kimi gözlerden kaçırılmış, kimi gözlereyse sokulmuştur; adalet gözetilmemiştir.
            Kırk kişi, proje bünyesinde destek almış; isimler açıklanmadan tahmin edebiliriz, bunların çoğunu İslami camiadan seçmişlerdir, umarız yanılırız. Geçmişin yaralarının sarılması yerine ayrımcılıkla kanatılması, hatta yeni yaralar açılmasıdır bu. Gezi Parkı olaylarını çarçabuk unuttuk. Karşı cephe, zamanında bizi dışladı, şimdi dışlama sırası bizde, şeklindeki İslam dışı yaklaşımı aklımıza bile getirmeyelim. Devlet, hiçbir partinin tapulu malı değildir; bütün bakanlıklarıyla milletindir. Hatırlatırım, hükümetler geçicidir; bir gün sen hükmedersin devlete, bir gün ben hükmederim, bir gün o hükmeder.
            “Şiir ve İktidar” başlıklı yazımda sanatkârların kendine ideolojik olarak yakın bulduğu iktidarı destekleyebileceği fikrini öne sürmüştüm. Binlerce yıllık bu problemi, geçmiş büyük sanatkârları da göz önünde bulundurarak çözmeye çalışmıştım. Gündeme binaen bir şeyler daha söylemek şart görünüyor. Edebiyat eserlerini destekleme projesi, keşke bakanlığın kuracağı bir yayınevi bünyesinde gerçekleşebilseydi; şair ve yazarları parayla muhatap etmemiş olurlardı. Yok, eğer bakanlık, eseri değil de sanatkârı desteklemek istiyor idi ve bir çıkar yol bulamadıysa, bu hususta, Batılı devletleri inceleyebilirdi, görülen o ki, “parayı sana verelim yazar kardeş, sen ne yaparsan yap” kolayına kaçmış. Keşke kuruş bile harcamadan birkaç kitabını yayımlayabilmiş, yayınevi sıkıntısı çekmeyen kişiler yerine ilk kitabını çıkaramamış yetenekli gençleri destekleseydi; çünkü nice büyük şair ve yazar, ilk kitabını kendi harçlığından kısarak matbaada bastırmıştır.
            Sanatkâr niçin destek görmesin ki? Bu destek ister devletten ister ekonomik gücü yerinde sanatseverlerden olsun, fark etmez. Edebiyat tarihleri bunun örnekleriyle dolu.  Mesele şu: Yeter ki şair ve yazar, aklını ve duygularını destek aldığı kurum ve kuruluşların cebine koymasın, özgünlük ve özgürlüğünden taviz vermesin. Kişiliği korumak, gerektiğinde destek aldığı kurum ve kuruluşu eleştirmek elbette zordur. Bu yüzden kendi zafiyetlerimizin farkında olmalı, töhmet altında kalacağımız ilişkilerden uzak durmalıyız. İktidar kendi geleceğini garantiye almak adına, dostları bir yana, çocuklarını bile yer.  
Bu projeyle anılan kimi genç yazarın, Ak Parti belediyeleriyle, devlet televizyonlarıyla ve bu çizgideki kurumlarla iş yaptıkları gerçek, üstelik kitapları da hiç zorlanmadan raflarda kendilerine yer buluyor, ekonomilerini şimdiye dek çoktan düzeltmiş olmaları gerek. Alın teriyle çalışan kazanır elbet, buna kimsenin bir diyeceği yok. Lakin böylesine karmaşık zamanda ve netameli konuda bu arkadaşların bakanlıktan destek almalarını anlamakta zorlandım açıkçası. Üstelik bir de ismi açıklanmayanlar var, kimler çıkacak acaba tombaladan, umarım bir hayâl kırıklığı daha yaşamayız. Eğer, onlar için para, eserin önüne geçmişse, geçmiş olsun derim ve eklerim: Yıllar içerisinde, camianın da destek vererek edebiyatta iyi kötü bir yer edinmesini sağlayan isimlerinizi karalamaya sizin bile hakkınız yoktu.
Niçin bu metni kaleme aldım, çünkü ‘arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim’ sözünün bazen kişiye sağlıklı sonuçlar veremeyeceğini göstermek istedim. Onlar benim arkadaşım, ama en azından ben bu bağlamda onlardan değilim. Açıklamada bulunmak zorunda hissediyorum kendimi: Hele de son üç yıldır, Ecevit dönemi krizlerinden bile daha şedit geçen ekonomik sıkıntılarıma rağmen son iki kitabımı da –Sezai Karakoç Kuşağı: II. Yeni, Kurşun ve Kalem-, ilk kitabım gibi kendi imkânsızlıklarımla bastırdım, sanırım yeni kitabımın da kaderi değişmeyecek. Üstelik ben doğmadan öncemden beri Müslüman şairim; İslami camia ise iktidarda. En aydınından (!) bürokratına İslami camia sanata küçümseyici gözle bakar, ama her sıkıştığında en içli şiirleri bile şairinden izin almadan reklam yapabilir. Reklam, materyalizmin en iğrenç aygıtı. Eminim ki, Sezai Karakoç ilk gençlik yıllarını bugün yaşıyor olsaydı bizden daha sıkıntı içinde olurdu; çünkü duruş sahibi herkesin bir ucu pergel gibi sivri olur ve buna iktidar tahammül edemez, açlık-yoksullukla bu tür adamları terbiye etmeye çalışır, ama bilmez ki bu tür adamlar köylerde-varoşlarda oruçlu doğmuştur.
Tarihten ders çıkarmayı iyi bilirim: Edebiyata yetenekli birçok genç, kültür organizatörlüğü nedeniyle var olamamıştır, ama hedef paraysa, yoldan çıkma pahasına, zengin olamasalar da ekonomik durumlarını düzeltmişlerdir.
Dedim ya dengeler değişir, sonra “Seni sigaya çeker/Bir Molla Kasım gelir.” Bugüne dek temiz kalmayı başarmış şair veya yazar arkadaşım, bence aldığın o parayı masaya yatır ve bir daha düşün, hakettiğine inanıyorsan bir diyeceğim yoktur.

            Zafer Acar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder